"Enter"a basıp içeriğe geçin

İlker Kılıç’a saygıyla… “CTP’nin GELECEĞİ Mİ, GELECEĞİN CTP’si Mİ? “

CTP’nin GELECEĞİ Mİ, GELECEĞİN CTP’si Mİ?
İlker Kılıç

09 Haziran 2015

“CTP sadece siyasi bir parti değil, CTP ayni zamanda bir siyasi felsefe ve bir siyasi hareket ürünüdür”.

UMUT bir hissiyat hali değildir ve gökten zembille indirilmez.. UMUT  pozitif  enerjidir ve bu enerjinin kaynağı  da insanın ta kendisidir. UMUT’u insan kendi yaratır. Umut yaratılabilmesi için önce bir hedef (amaç) tesbit edilir. Belirlenen hedefe gidecek güçlü bir Yol Haritası hazırlanır ve hedefe giden yolda yürüyebilmek için güçlü bir inanç ve yürek gerekir. ( Dr. C.R. Snyder’ in (Hope Theory )Umut Teorisi  özünde bir not) [1]                  
                                          
Bu bağlamda CTP Kıbrıslı Türklerin umut’u olma misyonunu kaybetmemelidir.

BAKIŞ AÇISI
14 Haziranda CTP olağanüstü kurultaya gidiyor. Bu olağanüstü Kurultay partinin örgüt ve yönetim boyutu ile ilgili. Gündem, genel başkan ve Parti Meclisi üyeleri seçimi ile kısıtlanmış durumda. Her ne kadar   partinin toparlanması, kendine çeki düzen vermesi, güçlenmesi ve yeniden UMUT partisi olması  konuşulan ana konu olsa da bu olağanüstü kurultayın o yönde bir olağanüstü çalıştayı veya  işlevi yok gibi. Halbuki, bugünkü haliyle partinin kendi içerisinde ve  bölünmüşlüğünün  arkasında yatan  sebep, tek olmasa da, özünde ideolojiktir. Akademik ve teorik anlamda değil, pratikte partinin siyasi felsefesi ve siyasi hareketi ile alakalıdır. Sosyalizm ile Kapitalizm, Barış ile Düşmanlık, Birleşmekle ile Ayrılık ve Federal Kıbrıs ile KKTC tercihleri arasında süregelen ideolojik  eğilimler bazında yalpalamanın, bocalamanın sonucudur. Kıbrısın kendine özgü şartlarında ve modern tarihinde CTP sosyalizmin, barışın, birleşmenin ve Federal Kıbrıs esasında çözümün partisi ve umudu olarak algılanagelmiştir. Kapitalizm, düşmanlık, ayrılıkçılık ve KKTC temelinde çözümün ocağı ise ‘Denktaşizmo’ dur.  Bu ilkesel sorunların bu kurultayda  veya bu kurultayla çözüleceği iddia edilemez. Temenni, bu kurultaydan sonra o yönde bir başlangıç yapılmasıdır. Bu yazının amacı ise KKTC içerisinde CTP’nin geleceği değil, KKTC’yi aşan, Geleceğin CTP’sini yaratmak düşüncesi ve vizyonunu öne çıkartmaktır. Geleceğin CTP’si nasıl yaratılabilir sorusuna  yazının 5.  bölümünde değinilecektir. Neden geleceğin CTP’si  sorusuna ise 3 ayrı bölümde yanıt vermeye çalışılacak, çünkü CTP sadece siyasi bir parti değil, CTP ayni zamanda bir siyasi felsefe ve bir  siyasi hareket ürünüdür. CTP ve Siyasi Felsefe bölümünde Kıbrıs’ın  özel şartlarında Barış ve neden sosyalizm sorusu irdelenecek. CTP ve Siyasi Hareket bölümünde mücadele tarihi ve ortak mücadele önemine  vurgu yapılacak.  CTP ve Siyasi Parti bölümünde ise partinin KKTC olgusu içerisindeki  konumuna değinilecek.  Dördüncü bölüm ise CTP siyasetinin  Anti-Tezi  (Denktaşizmo)’ya [2]   ayrılmış ve parti saflarına sirayet etmekte olduğu noktalar işaret edilecektir.

Bölüm 1 –  CTP ve SİYASİ FELSEFESİ
1970 CTP kurucu heyetinde sol cenahdan gelen (sosyalist) sadece bir kişi vardı. Kurucu başkan dahil heyetin tümü gerek İnkilapçı gerekse Cumhuriyetçi hareketten gelen sosyal demokrat insanlardı. Marxist, sosyalist ideolojiye sahip gençlik CTP’ye kuruluşundan sonra  (1972) katılmaya başladı. Dolayısıyla mücadelenin ta başında CTP siyasi yelpazenin solunda Marxist, sosyalist, ilerici ve sosyal demokratlardan oluşan bir yapıya sahip oldu. Ancak koyu kırmızıdan toz pembeye uzanan bu sol yelpazede İBRE’nin nerde duracağı her zaman sorunsuz oldu denemez. 1997 de, Talat’ın genel başkanlığında, CTP kendi tüzük ve programında, demokratik Sosyalist parti tanımlamasıyla Sosyalist Enternasyonala üyelik başvurusunda bulunması ve AB sosyalist grubu ve Avrupadaki Sosyalist partilerle kardeş parti ilişkileri oluşturması  CTP’nin uluslararası alanda tanınmışlığını ve itibarını yükseltmiştir. Bugün partinin siyasi felsefesinin ve  siyasi yelpaze üzerindeki ibrenin bu noktada olduğunu söylemek mümkün değildir. Öyle olsaydı parti bugünkü durum farklı olurdu.Amaçlanan Federal Kıbrıs sosyalist bir devlet olacak değil.Kıbrıs’ta  genel olarak sosyalistlerin “Federal Kıbrıs”  mücadelesi  adada, Kıbrıs Cumhuriyetinde veya KKTC de  sosyalist bir rejim veya devlet yaratmak amacıyla sürdürülmüş olamaz. Gerek güneyde gerekse kuzeyde sosyalistler olası bir çözüm sonunda adada kapitalist bir devlet yaratılacağı bilinci içerisinde olmuşlardır. Birleşik Federal Devlet’in de kapitalist bir devlet olacağı aşikardır. Yine de öylesi bir kapitalist düzenden daha kötü olan  statükoyu  değiştirmekle barış’ın sağlanması yönünde sosyalist mücadeleye daha uygun bir ortam yaratma olasılığı doğacaktır. Sosyalistler federal bir çözümü ve AB üyeliğini desteklemişlerse bunun arkasında yatan ana neden sosyalist mücadeleye, barış’ın teessüsüne daha iyi ortam ve fırsat yaratılacağı inancıdır. Bu fırsat en azından Kıbrıslı sosyalistlerin Avrupa sathında sosyalist harekete katılımını ve Avrupa sathındaki sosyalist hareketin de bütün bir Kıbrıs’ı kucaklamasını getirebilecektir. Böylesi bir birliktelik ve dayanışma Barış’ın teessüsü ve devamı için elzemdir. İlerici bir parti CTP’nin de kendisini  Çözüm ötesine hazırlaması kaçınılmazdır. Barış sosyalist değerler demetinin bir parçasıdır. Komünist Manifesto’da “Barış” kelimesine rastlamazsınız. Yoktur. Çünkü, Karl Marx ve yoldaşlarının  döneminde “Barış” dünyanın gündeminde değildi ve barışa gereksinme yoktu.  Ne zaman  ATOM  bombası Japonya’nin önce Hiroşima ardından da Nakasaki şehirleri üzerinde patlatıldı (6 Ağustos 1945), ve yüzbinlerce insan aniden buharlaşarak yokoldu, o zaman  kapitalisti de sosyalisti de  insan hayatının  dünya yüzünden silinebileceğini  idrak ettiler.  Öylece, bu sefer “Barış”  siyasetin gündemine bomba gibi düştü .The Times gazetesi  kendisini   “Atom’un babası” diye  lanse ettiğinde buna içeren Albert Einstein  atomun  insanlığın  hayırlı bekası  için icad  olunduğuna ve insanlığın belası olarak  kullanılmasında esas sorumlunun bilim adamları değil,   kapitalist düzen  olduğuna vurgu yapar. Kapitalist felsefe  ve düzenin, aç gözlü niteliğinden dolayı, barış sağlamaya muktedir olamadığını söyler.  Barış’ı ancak sosyalizmin teessüs ettirebileceği inancına vurgu yapar ve 1949 da kaleme aldığı  ‘Neden Sosyalizm?’ makalesinin [3] sonunda   ‘ben hümanistim, onun için sosyalizmden yanayım’ der. Einstein bu kavgasında yalnız değildir ve ikinci dünya harbi akabinde “ barış”  sosyalist  değerler demetinin  önemli bir parçası olur. Bütün eksikliklerine rağmen Barış’ın koruyucu meleği Birleşmiş Milletlerdir. Einstein ve sosyalist kuşağı  insan hayatının yeryüzündeki varlığının ve geleceğinin güvence altına alınmasının  küresel barış’a dayandığı saptamasını yaparlar [4]. 
Küresel Barış’ın  sağlanabilmesi ve korunabilmesi amacıyla  bir dünya hükümetinin oluşturulması için fikir üretip uğraş verirler. Öngörüp de hedefledikleri dünya hükümeti kurulamasa da, 1945 de oluşturulan Birleşmiş Milletler küresel barışın korunmasını ve teessüsünü şiar edinen dünya örgütü olur. Bu nedenle Birleşmiş Milletler örgütünün idamesi, korunması, desteklenmesi ve aldığı kararların kabullenip uygulanması ve itibarinin her ne pahasına  olursa olsun gözetilmesi sosyalist bir duruş ve görev haline gelmiştir. 
CTP’nin kuruluşundan bu yana BM kararlarına saygı göstermede kusur etmemesi   ve Kıbrıs’ta da BM  kararları ve parametreleri çerçevesinde bir çözüm için kavga vermesi ideali sosyalist duruşun bir gereğidir ve öyle olması gerekir. 
Son 12 yılda CTP-BG olarak faaliyet gösteren CTP bu sosyalist duruştan uzaklaşmış bir görüntü veriyor. Barış’ın korunması adına BM’in tanımadığı KKTC’yi  sahiplenmek, yüceltmek ve  KKTC olmadan çözüm olmaz siyasetini benimsemek ile CTP-BG Birleşmiş Milletler kararlarıyla ilan edilen gayrı-meşru bir olguyu meşrulaştırmak çabası içerisine düştü algısını yarattı.
Elbette mevcut şartlarda ve çözümsüzlük  ortamında Kıbrıslı Türklerin düzgün siyasi ve sosyal bir düzene sahip olmaları, olabildiğince kendi kendilerini yönetebilmeleri  kaçınılmaz olabilir ama bu hak ve ihtiyacın BM kararlarını kaale almadan, öyle kararlar yok veya varsa biz tanımayız edasıyla BM’ye meydan okurcasına uygulamaya sokulması Barış adına sosyalist bir duruş olamaz.  CTP sosyalist ideolojiye sadık kalacaksa CTP-BG’nin izlediği bu siyaseti ve yarattığı izlenimi silmek zorundadır.                                                     

Bölüm 2 – CTP ve SİYASİ HAREKET UMUT gibi, CTP de gökten zembille inmedi.
Kendi kuruluşundan önce var olmuş üç siyasi hareketin özümlenmiş bir ürünü olarak tezahür etmiştir. 1948-1958 İnkilapçı Hareketi  [5] Kıbrıs adasının ve tüm halkının bölünmeden sömürge idaresinden kutulmasını (bağımsızlığını) amaç edinmişti. Bu hareket ve gazetesi İnkilapçı faşizmin hışmına uğradı.
1960 akabinde oluşan Cumhuriyetçi  Hareket [6]  ve Cumhuriyetçi gazetesi ise öncülerin katledilmesi ve tecavüze maruz kalmaları sonucu susturulmuştu.
1966-1971 dönemi Kıbrıslı Türk yüksek öğrenim gençliği arasından Türkiye menşeli bir Sosyalist Hareketin doğması, bu hareketin  Türkiyedeki 1971 darbesi arkasından Kıbrıs’a ve Londra’ya taşınması ve Kıbrıs’ta ve İngiltere’de önceden var olan Kıbrıslı sol ve demokratlar ile kaynaşması sonucu yeni siyasi bir güç yaratıldı.
Tarihin akışı içerisinde Inkilapçı Hareket, Cumhuriyetçi Hareket ve Sosyalist Hareket,  1970 de kurulmuş olan CTP bünyesi içerisinde bir Devrimci Hareket olarak kucaklaşıp bütünleşti. CTP bünyesinde şekillenen devrimci hareketin  İngiliz Sömürgesi, Kıbrıs Cumhuriyeti, Federe Devlet ve KKTC dönemlerini  kapsayan uzun, sürekli ve gurur verici bir mücadele tarihi vardır. Bu hareketin temel ilkesi Kıbrıs’ta bağımsızlığın ve barışın, ancak bağımsızlıktan ve barıştan yana güçlerin ortak mücadelesi ile mümkün olabileceğiydi. Bu ilke bugünkü değişken nüfus yapısı  içerisinde hem yerel ve  toplumlararası  hemde uluslararası önem ve güncellik taşımaktadır. Ortak mücadelenin eksikliği veya zayıflığı ortak amaçların tesbitine ve o amaçlara ulaşılmasına engel teşkil etmektedir. Ortak mücadelenin yaratılması  CTP’nin tek başına yapabileceği birşey olmasa da bu konuda CTP’nin de 2004’den bu yana yeterli  gayret gösterdiği söylenemez.  Yine de CTP kurultaya giderken bu 70 yıllık geçmişinin gururuyla gidebilmelidir.

Bölüm 3 – SİYASİ PARTİ OLARAK CTP
1983’ten beri CTP yerel  ve parlamenter siyasi kavgasını, ister istemez, Birleşmiş Milletlerin tanımadığı ve tanınmaması için kararlar ürettiği  KKTC olgusu içerisinde vermek durumuyla karşı karşıya kalmıştır. Kuruluşunda, parmak birliği oldu ama gönül birliği olmadı dediği bu olgu içerisinde CTP’nin mücadelesi, siyasi felsefesi ve siyasi hareketi açısından hiç de kolay olmadı  ve bundan sonra  da kolay olmayacaktır. CTP’nin Kıbrıs sathındaki siyasi konumu Kıbrıs Rum Toplumu içerisindeki sosyalist, demokrat , barış ve çözümden yana siyasi partiler, kurumlar ve sivil toplum örgütleriyle olan temaslarla sınırlı kaldı. Her iki toplumdaki bu güçler kendi aralarında organik bir bağ, ortak bir vizyon ve mücadele oluşturamadılar.Uluslararası  ilişkiler açısından ise CTP,  tam yeterli olmasa da  KKTC deki diğer siyasi partilere kıyasla, epey yol katetmiş ve varlığını KKTC dışında duyurabilmiştir. Sosyalist Enternasyonal’a katılım, AB Parlamentosu Sosyalist Gurup, İngiltere ve Fransa dahil diğer Avrupa sosyalist partileriyle kardeş parti statüsü CTP’nin uluslararası alanda olabildiğince bir aktör olduğuna işarettir. CTP’nin bu enternasyonal karakteri özünde KKTC ve Kıbrıs genelinde verdiği ve vereceği mücadelenin arkasında önemli bir destek kaynağıdır ve daha da güçlendirilmelidir.
Aksi, yani CTP’nin KKTC içerisinde kapanık kalması, partinin siyasi felsefesini ve siyasi hareketini olumsuz yönde etkileyebileceği gibi , CTP’nin karşısında olagelmiş Anti-Tez Denktaşizmo’nun  parti saflarına sirayet etme olasılığını da artırmaktadır.

Bölüm 4 –  CTP’nin ANTİ TEZİ :
DENKTAŞİZMO “Devletine Sahip Çık” merhum Rauf Raif Denktaş’ın  vasiyetidir. Kurmak için  28 yıl, kurduktan sonra da korumak için 28 yıl harcadığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kendisinden sonra da ilelebet yaşasın, yaşatılsın  vasiyetidir.  Bu vasiyetin muradı nedir? KKTC’ye sahip çıkılmayacağı endişesi midir, yoksa birilerinin (Türkiye hükümetleri dahil)  KKTC’yi yıkacağından veya satacağından mı şüpheleniyordu?  Kimdi  bu korktukları ki  onlara karşı birilerine ‘Devletine sahip çık’ diyordu. Ve kimdi bu devlete sahip çıkacaklarını umdukları? 2010  cumhurbaşkanı seçiminde  Serdar Denktaş sosyal medya önünde Eroğlu’nun elini öptü. 2015 CB seçim kampanyası  ve ölüm yıldönümünde Denktaş’ın mezarını ziyareti sırasında  Eroğlu, Denktaş’ın vasiyetini  yerine getirmekte olduğunu hep tekrarladı. Seçimi kaybedince Eroğlu tabi ki emekliye ayrıldı. Yerine kim gelecek göreceğiz.  Serdar Denktaş’ın hükümetteki görevinden ayrılması  ilintili bir  ilgi odağı olabilir.
Denktaşizmo  TBMM kararı ile başlar ve bugüne dek devam edegelir.

TBMM Kararı 04002106 – 16 Haziran 1958
Türkiye, Kıbrıs meselesi Yunanistan tarafından ortaya çıkarıldığından beri, kendi hayati menfaatlerini ve Kıbrıs’taki 120 bin Türk’ün hayat ve bekâsını bu kadar yakından alâkadar eden bu meselede, herkesçe malûm olduğu gibi son derece ağır başlı, mutedil ve uzlaşıcı bir siyaset takibetmiş ve sırf anlaşma zemini teşkil edeceği kanaatiyle ilk defa Yunanlılar tarafından ortaya atılan taksim fikrini büyük bir fedakârlıkla kabul etmiştir. 
………….usul  üzerinde iki müstenkife karşı esasda ittifakla karar verilmiştir  (Cilt’-4-Sayfa: 494:495,496:497)

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihinden beş ay kadar önce, 19 Mart 1960 günü Rauf Raif Denktaş,  Profesör Nihat Erim’e  ‘Bu devlet nasıl olsa yürümeyecek. Ona göre davranalım.’ der [7]. Nihat Erim  Türkiye’nin milli Kıbrıs politikasının  mimarıdır. TBMM kararı ile resmileşen bu  Milli Dava’nın Kıbrıs’taki koruyucusu ve uygulayıcısı da R.R.Denktaş olur.
Tarihi süreç içerisinde Denktaşizmo birbiriyle bağlantılı üç aşamalı bir eksen üzerine kurulmuştur.
İkinci dünya harbinden sonra tezahür eden Kıbrıs Sorununa , İngilterenin Taksim planı uyarınca Türkiyeyi taraf kılmak . ( 1957 BM kararı ile sağlanmıştır)
Kıbrıslı Türklerin adadaki varlığına dayanarak Türkiye’nin fiili olarak Kıbrıs’a ayak basmasını ve yerleşmesini sağlamak. (1959 Garanti ve İttifak antlaşmaları ile sağlanmıştır)
Nihai hedef olarak adanın Yunanistan ile Türkiye arasında Taksimini sağlamak.(Bu son ayakla bağlantılı siyasi strateji, her halükarda ve  hatta bir çözüm durumunda dahi, ‘Taksim’ın önünü açık tutmaktır. BM’nin öngördüğü tek egemenliğe dayalı federal bir çözüme karşın iki ayrı egemenliğe dayalı  iki devletli çözüm önerisinin, arkasındaki ana düşünce de bu noktadadır- ‘Devletine Sahip Çık’ vasiyeti  de bu çerçevede  anlam taşır)                                                                                                                           KKTC’ye hapsedilmiş CTP’ye Denktaşizmo’nun sirayeti önlenemez. CTP kaynaklı bir seri  siyasi söylemler, beyanatlar  ve girişimler  Denktaşizmo’nun CTP’ye ne derinlikte sirayet ettiğinin ve etmekte olduğunun bir göstergesi olarak ele alınabilir. –  2013 milletvekili seçiminde ilk defa Kıbrıs Sorunu hiç gündem olmadı. Tüm partiler için, CTP-BG dahil, gündem KKTC’yi sahiplenmek, yüceltmek, iyileştirmek  ve kendi ayakları üzerinde durmasını sağlamak temelinde yoğunlaştı. Cumhuriyetçi Türk Partisi sözcüğünden Kıbrıs Cumhuriyeti değil de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti anlaşılır havası estirildi. Bu esinti 2014 yerel seçimlerinde ve Anayasa Referandumunda hissettirildi. Seçim propagandası bu çizgide yapıldı.-  KKTC olmadan çözüm olmaz düşüncesi Denktaşizmonun görüşme masasına taşıdığı ve masayı  çökerttiği  iki devletli  çözüm zorlamasını sanki kabul edilebilir gösterdi.  Halbuki, BM KKTC’yi tanımadığına göre böyle bir çözüm ancak BM parametreleri dışında mümkün olabilir.-  “……Değişime inanıyoruz. CTP’ye düşen görev ne ise bunu yapmaktan da çekinmiyoruz, … Sayın Rauf Denktaş hayattaydı ve gittik elini öptük, hayır duasını alarak çıktık yola…’ belki toplumsal konsensus sağlayabilme amacıyla yapılmış olsa da sonunda vesayet altına giren el öptüren değil el öpen olur gerçeğini gözden uzak tutmamak gerekir.-   AB Milletvekili seçimine katılırsak veya katılımı teşvik edersek  Kıbrıs Cumhuriyetine (Rum’a) yama oluruz düşünce ve taktiği Denktaşizmoya aittir. Herkesi ve herşeyi KKTC  devleti içerisine hapsetme siyasetinin sürekli kullanılan bir taktiğidir. Çünkü,  AB Parlamentosunda AB Milletvekilleri geldikleri ülkeleri (Kıbrıs veya KKTC)  değil, geldikleri siyasi partileri ve katıldıkları parti gruplarını temsil ederler. Hangi yoldan olursa olsun bugün AB Parlamentosunda, sosyalist grupta bir CTP milletvekilinin CTP’yi temsilen bulunması partiyi  veya toplumu ‘Ruma’ nasıl yama yapar izahı verilmiş değildir. Parti içerisinde tartışılmayan hatta görmemezlikten gelinen veya üzerine şal örtülen bu ve buna benzer söylemler ve beyanlar Denktaşizmo’nun, kendisini KKTC içerisine hapsetmiş, CTP saflarına ne ölçülerde sirayet etmiş olduğunun bir beyanıdır. Bu nedenle partinin vizyonu ve misyonu KKTC içerisinde CTP’nin geleceğini belirlemek değil, KKTC sınırlarını aşacak geleceğin CTP’sini yaratmaktır.

5. BÖLÜM – GELECEĞİN CTP’si
Siyasi değerlendirmelerimizi ve  seçeneklerimizi seçim sonuçlarıyla, rakamlarla, kamu yoklamalarıyla ve populizm bazında değil, temel ilkelerimiz, siyasi felsefemiz ve tarihi mücaadelemiz esaslarında yaptığımız zaman, hisseddeceğiz ki  vizyonumuz ve misyonumuz  CTP’nin KKTC içinde geleceğini değil, AB içinde geleceğin CTP’sini yaratmak olmalıdır. Bu yolda ilerleyebilmek için atılması gereken elzem adımlar vardır. Öncelikle  CTP, kirlenmiş bir beyaz çarşaf gibi siyasi felsefesini çamaşır makinesine atıp temizlemelidir. Sosyalist bir parti olduğu konusunda kuşkuya mahal bırakmamalıdır. Barış için BM kararları dışında bir çözüm’e evet demeyeceğinin ön duyurusunu şimdiden  yapmalıdır. Sonra, Kıbrıs sathında, AB içerisinde ve dünya çapında barış için, sosyalizm için ortak mücadele ve dayanışmaya çözümsüzlük halinde olduğu gibi, çözüm sürecinde ve çözüm sonrasında da gereksinme vardır. CTP’de ortak mücadeleye olan inancın yükseltilmesi ve bu yönde aktif ve kararlı adımlar atılması gerekir. Ve, KKTC içerisindeki hükümet veya muhalefet konumlarında CTP, görevinin KKTC’yi tanıtmak veya yüceltmek olmadığını halka hizmet olduğunu hatırlayarak inkarı mümkün olmayan bilimsel bir gerçeği unutmaması gerekir;  ‘ bataklıkta yükselmek için çırpınan daha beter batar’  (anayasa referandumu partiye bir uyarı niteliğindedir). Parti olası bir çözümsüzlük hallerinde, çözüm sürecinde ve çözüm sonrası ortamında  faaliyet gösterecek geleceğin CTP’sini şimdiden yaratmalıdır. CTP camiası  bu konuları açık kalplilik ve huzur içerisinde tartışarak sonuçlandırmak olgunluğuna sahiptir ve muktedirdir. Seçim kurultayı bir başlangıç olabilir.

İlker KILIÇCTP-UK  başkanı (1994-2012)                                                                         

6 Haziran 2015—————————————————————

REFERANS ve NOTLAR
[1]  Theory of Hope by Dr C.R.Synder (1944-2006)
[2]  İsime ‘ismo’ ekini ilk kez Fransızlar Putin  için kullanmışlar. Putinismo ‘Regime de Putin’ anlamında. Putin’e münhasır rejim demek. ‘ismo’ nun türkçede kullanımı ‘izmo’.  Alışageldiğimiz ‘izm’ ekinden farklı. ‘İzm’ gibi genellemesi ve enternasyonal boyutu olmayan, sadece bir lidere ait, öze münhasır bir tanımlamayı içeriyor ‘izmo’ eki. Bu yazıda Denktaşizmo terimi de Putinizmo söyleminden esinlenerek kullanılmıştır. Denktaşizmo, merhum Denktaş’ın Kıbrıs’a odaklı siyasi düşüncesini ve yönetimini içeren rejimi bir bütün olarak izah eder.
[3]  Monthly Review; sosyalist yayın organı ilk kez 1 May 1949  da yayınlanır. Baş makalesi ‘Why Socialism’ Albert Einstein’a aittir. Yayın organı her yıl, bugüne dek 66 yıl, 1 Mayıs’ta Einsteinin bu makalesiyle yayınlanır.
[4]  Einstein On Politics – book edited by  David E Rowe and Robert Schulmann, His private thoughts and public stands on Nationalism, Zionism, War, Peace and the Bomb.
[5]   İnkilapçı Hareket: takriben 1948 den 1958 arasında Kıbrıslı Türk işçilerin, emekçilerin ve aydınların İnkilapçı gazetesi ve kulüpleri etrafında örgütledikleri, sömürge idaresinden bağımsızlık, birleşik bir Kıbrıs, işçi hakları, sosyal adalet ve barış’ı içeren siyasi bir harekettir. Önderleri ve sendikacılar teröre maruz kalarak yak hayatlarını kaybederler veya yurt dışına göç ederler.  İnkilapçı sözcüğünden anlaşılan tedhişe başvurmadan yapılan devrimdir. Bu konularda daha geniş bilgi Ahmet An’ın kitaplarında bulunabilir.
[6]   Cumhuriyetçi Hareket: 1960-1962 Kıbrıslı Türk aydınların önderliğinde ve Cumhuriyet gazetesi etrafında 1960 kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinin yıkılmaması ve yaşatılması yönünde verilen siyasi mücadeledir. İki avukatın katledilmesiyle son bulur. 
[7]   Profesör Nihat Erim ; Bildiğim ve Gördüğüm Ölçüler içinde Kıbrıs  (s.140).  

Kaynak: CTP’nin GELECEĞİ Mİ, GELECEĞİN CTP’si Mİ?

http://www.yeniduzen.com/ctpnin-gelecegi-mi-gelecegin-ctpsi-mi-52340h.htm

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*