İçeriğe geç

“Ciddi bir siyasi erozyon ile karşı karşıyayız”

CTP Milletvekili Asım Akansoy, ülke genelinde sorulan hiçbir sorunun yanıtının alınmadığına dikkat çekerek, “Ciddi bir siyasi erozyon ile karşı karşıyayız” dedi

Akansoy, “Bu ülkede biz seçim öncesinde insanların ellerine ileri tarihli zarflar verip, seçimden sonra işe alımlarla ilgili tahrikleri de yaşadık. Görebildiğim kadarıyla UBP-DP Hükümeti’nin böyle pervasız bir tavrı vardır. Yani seçim yasaklarının başlayacağı güne kadar ellerinden geleni artlarına koymayacaklardır. Kırsal kesim arazisi de aleni bir partizanlık yaparak dağıtılan arazilerdir” diye konuştu

Devletin bugüne kadar 6 bin 500 kırsal kesim arazisi dağıttığını ifade eden Akansoy, bu arazilerin üzerine yapılan inşaat sayısının bin 500 adet olduğunu söyledi. Ruhsatı alınan inşaat sayısının ise 345 olduğunu belirten Akansoy, “5 bin araziye ya dokunulmadı ya da karaborsada sağa sola satıldı” diye konuştu

Akansoy, Seçim ve Halk Oylaması Yasası’nın çok karmaşık olduğunu düşünmediğini ifade ederek, sistemin konuşulmaya yeni başlanıldığını, zaman içinde idrak edileceğini kaydetti

“7 Ocak için yeni bir seçim talebinde bulunmanıza gerek yok dediler çünkü sizin zaten bir seçim talebiniz vardı ve geçerlidir. Dolayısıyla komitede bu gündem canlıdır. Şu anda biz komite üyeleri olarak, tüm siyasi partiler değerlendirmemizi yaptık. 7 Ocak’ta seçimin olabilmesi için tüm takvimi belirledik”

Dr. Çiğdem DÜRÜST

CTP Milletvekili Asım Akansoy ile seçim sistemi ve ülkede yaşanan sorunları konuştuk. Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin neleri hedeflediğini ve nasıl bir yol izlemekte olduğu hakkında bilgiler veren Akansoy, Kıbrıs’ta değişimin yaşanması için nelerin gerektiğine dair fikirlerini açıkladı. “Ben Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin bir parçasıyım. İlkelerine bağlıyım ama Başkan adına konuşamam, onun ajandasındakilerden bilmediklerim olabilir. Sorularınızı yanıtlarken bunu da unutmayın” diyerek başlattı sohbetini…Akansoy, partisinden bahsederken “biz”, bakanlığı süresince yaptığı ve yapamadığı icraatlarından bahsederken zaman zaman “ben” dedi. Samimiydi. İçtendi…

Ç.D.: Şimdi 7 Ocak’ın netleşmesi hususunda uzlaşmaya varılırsa, yasal olarak hükümetin bilindik seçim öncesi manevraları gerçekleştirmesi için ne kadar zamanı vardır?

A.A.: Seçim tarihi resmi gazetede yayınlandıktan sonra, 60 gün içerisinde seçime gidilir. Bu bir yasal zorunluluktur. Şimdi biz 3 Kasım tarihinde komitede 7 Ocak tarihinde seçim yapılacağını bağlayacağız. Bunun bir bekleme ve dağıtım süresi vardır. Bu 13 Kasım’da genel kurula gelecek. 14 Kasım’da da gazetede yayınlanacak. Yani 14 Kasım’da da 60 gün süreci ileriye taşınacak. Hesap yaptığımızda yani 7 Ocak o noktaya kadar gelir. Anladığım kadarıyla hükümet faaliyetlerini 14 Kasım tarihine kadar sürdürecek. Sonra seçim yasakları gireceği için yurttaş yapamaz, arazi dağıtamaz, işe alım yapamaz, resmi açılış törenleri yapamaz vs gibi… Bu ülkede biz seçim öncesinde insanların ellerine ileri tarihli zarflar verip seçimden sonra işe alımlarla ilgili tahrikleri de yaşadık… Görebildiğim kadarıyla UBP-DP Hükümeti’nin böyle pervasız bir tavrı vardır. Yani seçim yasaklarının başlayacağı güne kadar ellerinden geleni artlarına koymayacaklardır. Bunu kürsüden de meclisten de kendilerine söylüyoruz. Yani kırsal kesim arazisi dağıtma meselesi mesela aleni bir partizanlık yaparak dağıtılan arazilerdir. Biz kendilerine “Dağıtmayın, burada bir adalet sorunu vardır! Yani kime dağıtıyorsunuz, nasıl dağıtıyorsunuz bir, neyi dağıtıyorsunuz, bu dağıttıklarınızın alt yapısı var mı, bundan önce dağıtılanları kontrol ettiniz mi?…” Bir sürü sorular soruyoruz ve hiçbir sorunun yanıtını alamıyoruz. Gerçekten ciddi bir siyasi erozyon da karşı karşıyayız. Bakınız, ben bakanken, kırsal kesim arazileri ile ilgili bir araştırma yapmıştım. Bugüne kadar devlet, kırsal kesim arazileri sonunda halkın malıdır. Başka devlet arazileri değil ki… Devlet diye bir şey var. Ve bunun da arazisi var. Bu devlet istediği zaman bu arazileri dağıtabilir… Böyle bir şey yoktur. Bunlar sınırlı arazilerdir. Ve bunlar hangi şekilde, hangi amaçla ve nasıl dağıtılacakları da yasayla belirlenmiştir. Kırsal kesim arazileri, özellikle kırsalda yaşayan ve kırsalda yaşamasını sürdürmesi adına imkân tanımak istediğiniz insanlara verilmek üzere öngörülmüştür. Sosyal konut projelerine zemin hazırlamak için hazırlanmış projelerdir, arazilerdir. Bakınız bugüne kadar devlet toplam 6500 tane kırsal kesim arazisi dağıtmıştır. Bu 6500 arazinin üzerine yapılan inşaat sayısı 1500dür. Demek ki, 6500 arazi dağıtıldı, 5000 araziye dokunulmadı. Veyahut bu araziler karaborsada sağa sola satıldı. Bu 1500’ün içinde de ruhsatı alınan inşaat sayısı 345.

Ç.D.: Bunlar hangi tarihe kadar?

A.A.: Bunlar benim Bakan olduğum tarihe kadar olan verilerdir. Yani tüm KKTC tarihi boyunca… Dolayısıyla ben bu manzarayı gördüğümde:” Bir dakka!” derim. Yani bu olacak bir şey değil! Ne oldu 5000 arazi? 5000 arazi nereye gitti? Bu araziler nerededir? Niye insanlarımız bu arazilere ev yapamıyorlar? Sorunlar nedir? Ben Çiğdem’e zamanında rant olarak vermişim. Çiğdem onu tutuyor. Şimdi burada böyle bir sorun ortaya çıkıyor: Bu arazilerin önemli bir kısmı araziye koçanı verilen kişide kalmakla birlikte, başkalarına satıldı. Yasada da devir yapılması söz konusudur. Yani yasa diyor ki, Asım’a bir arazi verildi. Asım bunu Çiğdem’e sattı. Satışı uygun değil tabi. Satış yasaya göre yasaktır. Ama sattı. Asım’la Çiğdem, ondan sonra bakana gittiler. Kardeşim ben bu arazinin üzerine karkasına kadar bir şeyler de yaptım. Bunu Çiğdem’e devretmek istiyorum tapuda. Bu büyük bir kaostur… Bu bir rant kapısıdır. Ben Çiğdem’e veriyorum Çiğdem belki de başkasına satıyor… Ben gidip baktığımda mal sahibi kim? Üzerindeki ev kimin? Peki, siz imar izni aldınız mı? Yani planlama izni aldınız mı? Yani o da alınmadı! Peki bu evin elektriği nerden çekildi? “Seçim öncesi bir şey olduydu. Aldıydık.”diyor…

Ç.D.: Hallederik…

A.A.: Kırsalda inanılamayacak kadar kaçak yapı vardır. Gidin Akdoğan köyüne! Bugün Belediye Başkanı zor durumdadır. Yani aslında 6500 ün 350’si sadece yasaya uygun bir şekilde çalışmış. Biz bu konuda yasa yaptık ve dedik ki bu konuyla ilgili: Devretmek isteyenler, ödemesini yapmayanlar gelsinler biz kendileri ile bir görüşelim de ona göre bir değerlendirme yapalım. Niye bu insanlar yapamıyor? Şimdi ben insanları suçlamıyorum. Öncelikle onu söyleyeyim. İnsanlar plansız bir şekilde programsız bir şekilde, açık açık söylüyorum, seçim rüşveti olarak verildi. Partizanlık yapılarak verildi… Hak eden bir sürü insan, bu arazileri alamadı ve arazi kalmadı. Öyle de bir sorun vardır. Şimdi Sayın Başbakan diyor ki: Ben 1500 kişiye daha kırsal kesim arazisi vereceğim. Bunun adı peşkeşse peşkeştir… Şimdi bir defa bu arazilerin, benden önceki bakan arkadaşlarım CTP bakanları şöyle bir kural getirmişler ve demişler ki: Alt yapısı hazır olmayan hiçbir araziyi vermeyeceğiz. Önce alt yapısını yapalım. Ondan sonra verelim. İnsanlar yapabilsinler. Ben gelince böyle bir durumla karşı karşıya kalınca, inanın gelen giden pek çok köylü dostumuz bu yönde talepte bulundu. Burada oturup bir proje yapmak gerektiğini ve gerekirse kaliteli, devletle özelin ortaklığında, devletle kişinin ortaklığı olabilir, bir model getirilir. Ve devletle sosyal konuta yönelecektik. Olmadı. Zamanımız yetmedi. Ama mesele bu… Şimdi bu bir sorundur. Bu bir yaradır. Bu ülkede inanın arsa kalmamıştır dağıtılacak. Şimdi bu arazileri nasıl geri alacaksınız? Alabilecek misiniz? Bunları nasıl ruhsatlandıracaksınız? Nasıl izin vereceksiniz? Tüm bunlar gerçekten çok büyük bir sorundur. Ve yani alan insanlar da, bakınız, ev yapmak da çok ciddi bir sorundur. Siz bir yerden bir arazi alabilirsiniz. Hükümet size bir arazi verebilir. Geçenlerde Yedikonuk’a gittim. Orada bir televizyon programına katıldım. Bir köylü diyor ki: Bize de verdiler zamanında bir arazi. Ama…” diyor, “…ben, bir asgari ücret alırım. Eşim de çalışmaz.”… Şimdi bunlar devlet politikasına yakışan şeyler değildir. Çünkü kırsal bölgedeki insanların, kırsal bölgede yaşamaya devam etmeleri adına arsa dağıtılıyorsa böyle bir şey yok. Yani bu amaçla yapılmış bir hamle değil bu. Ve dediğimiz gibi çok da, bu lafı edeceğim, utanılacak bir şeydir. Yani UBP oturuyor, bölge bölge kırsal kesim arazisi dağıtıyorlar. Gazetelerdeki fotoğraflara bakıyorum. Vatandaş da çok zor durumda… Ezik durumda. Gidiyor oraya. Şimdi bu aslında UBP ve DP’nin çok geleneksel, ben yaparım olur kardeşim politikasıdır. Ben yaparım. Yasaya rağmen yaparım. Ben bu uygulamaları halkın ” beklentilerine” göre yaparım. Herhangi bir düzen talebim yoktur. Bu çalışma hayatıyla ilgili de konuşacağız biraz sonra. Tamamen orada da aynıdır mantık. Ne denetim, ne planlama hiçbir şey yapmadan, bu memleketi yönetmeye çalışıyorlar.

Ç.D.: Şimdi az önce dediniz ki, dağıtılan bu arazilerin devri mümkün değil yasaya göre esasında.

A.A.: Yok devri mümkündür ama ekonomik bağlamda bir ilişki kurulmaması gerekir.

Ç.D.: Yasal değil. Ama kuruluyor.

A.A.: Kuruluyor.

Ç.D.: Hı Hı… Gayri yasal bir şekilde… Ve bu sorunun ortadan kaldırılması ihtimalinin olabileceğini, iyi bir sosyal konut projesi planlamayla da düşündünüz.

A.A.: Evet. Doğrudur.

Ç.D.: Şimdi geçmişte, bu devletin sosyal konut projesi vardı. Sosyal konutlar yapıldı. Dünyada sosyal konut projelerinin nasıl yapıldığını ve sosyal konut denilen olgunun aslında uzun vadede nasıl kullanılacağıyla ilgili çok da güzel denetimlerin olduğunu biliyoruz. Özellikle Avrupa ülkelerinin sosyal konut projelerini incelemek daha kolay oluyor belki de… Fakat biz de bakıyoruz sosyal konutlara ve sosyal konutların kullanımına. Ve bulundukları bölgeler nedeniyle aslında ne kadar büyük gelirler de sağlayabilir bugünkü sahipleri. Adı sosyal konut olduğu halde dükkana ve işyerine çevrilmişler. Satılmışlar, değiştirilmişler vs… O zaman, sosyal konut yapılması da bir çözüm olmayacak eğer iyi planlanmazsa.

A.A.: Tabi tabi iyi planlanmazsa da olmaz. Ama iyi planlanırsa olur. Şimdi sosyal konut projesini her açtığımızda siyasiler “Aman aman!” oluyorlar. Bu sosyal konut işine pek biz karışmak istemiyoruz derler. Neden? Çünkü zamanında yapılan, işte Mağusa’da var, Lefkoşa’da var, pek çok yerde var. Sosyal konut projelerinde, devlet ciddi bir mağduriyeti uğradı. İnsanlar ödeyemedi. Devlet ödedi. Devlet ciddi bir borçlanma yaşadı vs vs. Bu sıkıntılar da büyüdü. Fakat benim öngördüğüm proje böyle bir proje değildi. Ben tamamen devletin projeye ciddi anlamda katkı koyacağı altyapı yatırımlarını yapacağı, icraat ve mimarlık projelerinin yapılacağı ve görüşüp kabul gören faizsiz uzun vadeli kredilere de doğrudan devlet kefaleti ile bankalara bağlanacağı bir sistem düşünmüştüm. Dolayısıyla yaptığım hesaplarda da Sevgili Çiğdem, kişi başına, yıllık on yıllık bir süreçte 350 € gibi bir rakamın ayda ödenmesi söz konusuydu. Yani siz birinci sınıf, gerçekten birinci sınıf ve köylere az belli yerlere3-‘er tane, ya da bir ara bölgede 50 konutluk yaşam alanları düşünmüştük. Mimari yapısı bizim kültürümüze uygun olacaktı. İnsanların ihtiyaçlarını karşılamaya dönük bir proje olacaktı. Ve aynı zamanda sosyal yaşama dönük… Ne bileyim futbol sahasından çocukların oynayabilecekleri bir alana kadar yaşam alanı üretecektik. Ve bu birinci sınıf müteahitlik hizmeti ile yapılacaktı. Şimdi bu yasa 140 metrekarelik bir yetki veriyor size. Çünkü yasa bağlayıcıdır bu noktada. Çok müthiş bir şey olacaktı. Yani biz İngiltere modeline uygun çalışacaktık. Üç tane pilot bölge belirlemiştik. Bir tanesi Ziyamet, bir tanesi de Mesarya. Bir tartışmamız vardı: “Bir köye mi olsun, yoksa bir ara bölge mi olsun?” diye. İşte arkadaşlarımızla görüştük. Ben o zaman mütahitler birliği ile çok ciddi konuşmalar yaptı. Döndüm o zaman bankalar onaylasın diye TC Büyükelçiliği ile görüştüm. Bankalarla görüştüm. Ama bu şunu getirecek: Böyle bir proje ki bu bizim önümüzdeki süreçte de projelerimizden bir tanesi olacak. Bu şunu da getirecek aynı zamanda: Bizim müteahitimiz bu işe katılacak ve bu bir ekonomik döngü getirecek. İnsanların gerçekten yüzünün güleceği güzel mimaride bir evi olacak. Yani orada gerçekten başarı öykülerini yaratacaktık. Ama bizim bunu altı ayda yapabilmemiz gerçekten mümkün değildi.

Ç.D.: Aklıma bir şey takıldı: Gene seçime döneceğim çünkü orada bir şeyin yanıtını almamız gerekiyor. Asım Bey az önce dediniz ki, 3 Kasım dediniz değil mi? 3 Kasım’da, komitede seçim tarihi ile ilgili kararı alacağız. Alacak mısınız?

A.A.: Şu anda komite üyeleri ile yaptığımız toplantı sonucu budur. Yani UBP, CTP başta olmak üzere, DP de oradaydı, Sayın Arabacıoğlu, özellikle bu üç parti… Evet… 7 Ocak…

Ç.D.: DP de 7 Ocak’a “evet” diyecek! Genel Başkanları, Sayın Başbakan yardımcısı…(Sözümü kesiyor)

A.A.: Ben komiteden bahsediyorum. Yani komitedeki, dünkü eğilim buydu. Yani biz bunun projesini çıkıp anlattığımızda, yeni bir proje vermemize gerek yok. Bütün süreç tartışıldı

Ç.D.: Olumlu bir görüş var yani genelde?

A.A.: Tabi tabi…

Ç.D.: Sayın Serdar Denktaş bütçe görüşmeleri ile ilgili toplumda önemli bir kesim tarafından mantıklı bulunan bir yorum yaptı. Bütçe görüşmelerinin daha tamamlanmadığı bir süreçte, tamamlanmaya çalışılacağı bir süreçte, seçimin yaşanacak olması alışık olmadığımız bir tarzdır bu ülkede. Çünkü biz ne görüyoruz genellikle? Bir sonraki senenin bütçesi onaylanıyor. Daha sonra bütçe onaylanıp önden harcanıyor. Ve bazen da seçimlere yönelik harcanıyor. Sonra da seçimin ertesi günü ya da hükümetin kurulduğunun ertesi günü, Maliye bakanı çıkıp boş bir kasa önünde karikatürize edilmiş: “Hiçbir şey bulmadık, kasayı tam takır bulduk…” gibi açıklamalar yapıyor. Biz de hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam ediyoruz. Eğer böyle olursa, bu sefer biraz farklı olacak galiba.

A.A.: Şimdi tabii memleketi ya da olası hükümeti bütçesiz bırakmak gibi bir durumumuz söz konusu değil bizim CTP olarak. Dolayısıyla bütçe Meclis’e gelecektir. Ve bütçe meclisten inanıyorum ki geçecektir. Orada bir sıkıntı olmaz. Yani hangi bütçeyle hangi projeler nasıl yapılacak gibi çeşitli sıkıntıların yaşanacağı bir 2018 olacak. Bu bir gerçektir. Yani 2018’de farklı projeler, farklı dönüşüm projeleri, uygulama projeleri nasıl yapılacak, bu konularda elbette benim de aklımda çeşitli soru işaretleri var tabii. Çünkü bütçeyi UBP-DP getirecek. Ama seçim sonuçlarında başka bir parti öne çıkıp hükümeti kurarsa UBP-DPnin hazırladığı bütçeyi alıp, onunla hareket etmek zorunda kalacak. Ancak bu konuyla ilgili olarak, ek bütçe yapma olasılığı olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla seçimden sonra gelecek olan siyasi parti elbette ek bütçe ile var olan projelerine, eski bütçeye artı şeklinde bir eklemleme içerisinde bütçeyi düzenleyecektir. Şimdi burada bütçenin geçmemesi diye bir şey söz konusu olmayacak. Yani biz de bu sorumlulukla hareket ediyoruz. Fakat çok enteresan bir bilgi size vereyim: Şimdi tabii biliyorsunuz her yıl bütçe geçtiğinde, bütçe ne zaman açılır? Mart başı açılır. Yani Ocak ve Şubat’ta geçen bütçe kullanılmaz. Bir sürü teknik prosedür olduğu için Mart’ta açılır. Ama Nisan ayı itibari ile, şimdi yeni bir 6 aylık seçim süreci başlar. Yani o da yerel seçimler sürecidir. Yani şimdi dolayısıyla, bütçeyi siz sadece ağırlıklı olarak o dönem için kullanabileceksiniz. Yani yeni hükümet bu konuda çok rahat edebileceği bir yıl yaşamayacak. Bu anlamda onu açıklamaya çalışıyorum: Tabii ki devletin, hükümetin geri ödemesi gereken insanlar var: Tarımcılar var çiftçiler var, küçük esnaf var… Dolayısıyla onların ödemelerinin aksatılması taraftarı değiliz biz parti olarak. O bütçe geçecek ve insanlar paralarını alacaklar. Ödenecekler.

Ç.D.: Asım Bey, siz de söylediniz az önce ve dediniz ki çok güzel yasalarımız var. Doğrudur. Ama biz biliyoruz ki yasaların ne kadar güzel olduğu yasalarla alakalı değildir. Bunların kimler tarafından ve hangi ellerde nasıl kullanıldığı önemlidir.

A.A.: %100 katılırım.

Ç.D.: Şimdi, geçtiğimiz hafta, genel başkanınızın açıklamalarıyla, Meclis’te bir basın toplantısı gerçekleştirdiniz. Bu basın toplantısında Tahsin Ertuğruloğlu ilgili bir soruşturma hakkında bilgilendirme yapıldı.

A.A.: Evet biliyorsunuz Ercan Havalimanı’nın işletme haklarının devredilmesi konularıyla ilgili olarak, Meclis’te bir araştırma komitesi kurulmuştu. Araştırma Komitesi’ne Sayın Erhürman da, Parti Başkanımız da, Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun imzasıyla kurduk. Araştırma Komitesi raporu hazırlandı. Rapora ek olarak CTP’liler ek bazı öneriler topladılar ve Meclis’te bu mesele yoğun bir şekilde tartışıldı. Orada çok ciddi hukuksuzlukların olduğuna çok ciddi hataların yanlışlıkların olduğu tespit edildi. Ve orada tartışıldı. Biz bunun peşini bırakmayacağız dedik. Şimdi CTP, bir Soruşturma Komitesi açılmasını istiyor. Soruşturma Komitesi, dokuz milletvekilinin, tabi CTP’li milletvekili, bu komitenin kurulmasını önerecektir. Fakat Meclis’te bunun 26 ile geçmesi gerekiyor. Bu konuda tabii biliyorsunuz biz artık TDP ve TKP, toplamda 23 ederiz. Yani üç vekile ihtiyacımız var. Bu konu bizim için önemli. Sadece tabii bu rapor çok önemlidir ve bu raporu Meclis web sitesinden de bulabileceksiniz. Basında da bol bol çıktı ve tartışıldı. Yani az önce hep konuştuğumuz, ben yaparım olur ya da ne yaparsam olur yaklaşımı, ihaleye çıkmadan, kendi kuralları kendi yaklaşımları çerçevesinde ciddi bir şekilde devlete zarar oluşturan girişimler olarak tespit edildi. Tabi biz bunu sadece soruşturma komitesinde bırakmayacağız, çünkü Soruşturma Komitesi kurulabilir, kurulmaya bilir. Büyük ihtimalle itiraz edilecektir ve kurulmayacağını zannediyorum. Ama biz bununla ilgili gerekli soruşturma için gerekirse polise de başvuracağız. Genel Başkanlığı’nda kararlılıkla dile getirdiği gibi polise başvurulması konusunda CTP’nin içinde herhangi bir tartışma yoktur. Bu zaten basına da ifade edildi. Yani biz bu görüşlerimizde, ortaya koyduğumuz düşüncelerin ve Ercan konusuyla ilgili geçici ve üstünkörü bir yaklaşım içerisinde olmadığını, bunun peşinde ciddiyetle durulması, bu ülkede hesap sormamanın bedelini ciddi şekilde toplumun ödediğini görüyoruz. Mesela daha önce de mecliste komiteler kuruldu. Ama onlar araştırma komiteleriydi ve ben de görev aldım bazı araştırma komitelerinin içinde. Ancak onlar soruşturma değil araştırma komiteleriydi. İlgili konu hakkında taraflar dinlenir. Çalışma yapılır. Bir rapor hazırlanır. O rapor Meclis’te kamuoyuna açıklanır. Yani araştırma komitelerinin aslında güçlü yaptırımlar yoktur. Sadece kamuoyuna bunu deklere etme bakımından güçleri vardır. Biz Ercan Havalimanı’yla ilgili şüphelerimizi ve fikirlerimizi dile getirdiğimizde, ülkede henüz bir seçim atmosferi yoktu. Bunu öncelikle söylememiz lazım. O nedenle biz bunun seçime dönük bir mesele olarak dile getirmedik. Kamuoyunda bazı medya mensuplarının de bu şekilde yazıları çıktı. Önemli olan bizim için bu araştırma raporunun çıkmasıydı. Biz o süreci tamamladık. Tamamlanmasını bekledik. Araştırma raporu çıktıktan hemen sonra da ilgili girişimde bulunacağız dedik. Dolayısıyla o süre araştırma raporunun süre tamamlanması süreciydi. Araştırma raporunun çıkmasıyla gelinen noktada ortaya çıkan iradeden itibaren de çalışmalar yoğunlaştırıldı.

Ç.D.: Kamuoyunun bu konudaki rahatsızlığı, sürecin polise gideceği fikrini daha güçlü kılıyor. Ve toplumun siyasete ve siyasetçiye olan güvensizliğin bir nebze de olsa aşılabileceğini ya da aşılması yolunda adım atılabileceğini gösterebilecek belki de biçilmiş kaftandır şu anda muhalif partilerin, CTP’nin başlattığı… Bu CTP’nin temizlik operasyonu adı altında yapacağı bir girişimdir. Dilerim başarılı olur. Ama tabi dokunulmazlık gibi başka etkenlerde var. O süreç nasıl işleyecek? Özellikle de şunu söylemek istiyorum, yani geçerli önergenin sonuçlanabilmesi için geçerli oyun toplanması lazım. Şu anda da geçerli oyun toplanması pek mümkün görülmüyor. Riskli gibi görünüyor en azından. Sonra olay mahkemeye intikal etsin diye gerekli girişimler yapılacak ama bu defa da dokunulmazlıklar ve diğer bazı başka etkenler ortaya çıkacak. Ve belki de yine ilerlenilemeyecek.

A.A.: Günün sonunda dosya polise soruşturulmak üzere iletilir ise ki, böyle bir görüş vardır. Elbette polis kendi soruşturmasını yapacaktır. Eğer günün sonunda ilgili kişiler dokunulmazlıklar hala korunuyorsa, korunuyorlardır. Ama o da belli bir zaman alacak elbette, araştırma süreci.

Ç.D.: KTHY sürecini örnek alırsak, moral bozucu… Size son bir sorum var Asım Bey: Toplumda, özellikle insan hakları konusundaki çalışmaların yetersizliği biliniyor. Bu konunun artık daha çok savsaklanamayacağını düşünen insanların merak ettiği bir konuyla ilgili soru bu. Barbaros Şansal meselesi… Barbaros Şansal’ın yaşamış olduğu sürece sanırım bizi okuyanlar arasında bilmeyen yoktur. Zaten tüm dünya takip etti o süreci. Ve bu süreçle ilgili mahkeme halen devam ediyor. Bu süreci, bize değerlendirebilir misiniz?

A.A.: Barbaros Bey’in başına gelen olay, bir linç olayıdır. Bir oldu bittidir. Bir hukuksuzluk örneğidir. Bir utanç meselesidir. Yani bir kişi herhangi bir sebepten dolayı hata yapabilir. Yanlış yapabilir. Herhangi bir sebepten dolayı yasalara aykırı davranabilir. Bunun karşılığında polis, gerekli soruşturmayı açar. Eğer şikayetçi olursanız. Ve eğer o kişi yasalar bağlamında suçlu bulunursa da gerekli cezayı alır. Barbaros Şansal, biliyorsunuz eser miktarda bir uyuşturucu ile 1 gram ya da yarım gram gibi bir şeyle yakalanmış buraya girerken. Ve benim bakanlık yaptığım dönemde, ilgili süreci tamamladı. 30 gün kadar bir süre hapiste de kaldı. O süre içinde, kendilerinin bize başvurusu oldu. Dediler ki bizim bu ülkede belli yatırımlarımız söz konusu olacaktır. Moda akademisi açma eğilimimiz vardır. Artı bunun yanında ev satın aldık, ev yaptırıyoruz vs… Biz de kendisinin dünyaca tanınmış bir moda insanı olması kaynaklı gerekçelerle ve başvurusunu yapmış olması gerekçesiyle ve aynı zamanda ilgili suçtan ilk kez ve çok az bir miktarla tutuklanmış olması gerekçelerini dikkate alarak sınır dışı kararını kaldırdık. O konuda benim vicdanım oldukça rahattır. Hiçbir sıkıntım yoktur. Bu ve benzeri meselelerde elbette her zaman aynı iradeyi ortaya koyarım. Şimdi burada tabii kendisi daha sonra belli olaylar çerçevesinde bir linç girişimi ile karşı karşıya kaldı. Ve gerçekten utanç verici bir şekilde elden ayaktan tutularak bu ülkeden resmen atıldı. Ve Türkiye’de de hava alanında karşılaştığı olaylar bizim açımızdan da bir insan hakları ihlali ötesi… Rezaletidir. Yani ama Türkiye’de yaşananlar, beni bir defa düşündürür ve üzüyorken burada yapılanlar bin defa düşündürüp üzüyor. Yani hukuksuz bir tavır içine girmesi, hükümetin affedilebilir gibi bir şey değildir. Genel olarak olay bu. Bunun ötesinde tabii kendisi Türkiye’de hapis yattı. Ondan sonra aklandı ve çıktı. Çıktıktan sonra da bir dava süreci başladı. Bildiğim kadarıyla Bakanlar Kurulu’nda bu konu gündeme geldi. Yani sınır dışı kararının kaldırılması konusu gündeme geldi. Kaldırılmış da olabilir tam olarak bilmiyorum.

Ç.D.: Kaldırılmadı. 18 Ekim günü mahkemesi vardı. 6 Kasım’a ertelendi.

A.A.: Yani demek ki bu mahkeme süreci yaşanacak… Bu iş büyüyecek yani. Bu iş burada kalmaz, çünkü yaşanan süreç çok kötü bir süreçti. Ne isterse olsun, hiçbir şekilde biz kendi ülkemizde böyle bir muameleyi hiçbir kimseye layık görmeyiz. Size şunu söyleyeyim: İç hukukun nasıl şekilleneceğini bekleyecekler. Eğer orada tatmin edici bir sonuç ortaya çıkmazsa, bu iş Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gidecek. Bu noktada da KKTC, Türkiye Cumhuriyeti ile karşı karşıya kalacak. Yani işler daha da sıkıntılı bir hale dönüşecek.

Ç.D.: Evet çok haklısınız. Çok teşekkür ederiz.

A.A.: Ben çok teşekkür ederim.

http://www.yenibakisgazetesi.com/daha-neler-gorecegiz/25412/

Tarih:Haberler

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*